9 Ağustos 2019 Cuma

Okuma Halleri

Bugün yataktan sürünerek kalktım. Öyle sabaha karşı yatıp erkenden kalkmalar yalan oldu. Bünye kaldırmıyor mu ne? Gece el ayak çekilsin bende eğlenceli bir film izleyeyim dedim ama ne Memo nede Ege bir türlü yatamadı. Onları sepetlemek 01:00'i buldu. Bende filme karar verip izlemeye başlayana kadar bir saat daha geçince uykuya geçmem sabahı buldu. Bu sabaha kafamda tuğla kırılmış gibi başlamama sebep budur işte.

Bloga yazı gireyim dedim (nereden estiyse?) fakat bloga girmeyi unutmuşum. Bir bocaladım iyi mi? Unutkanlık hat safhada. Hayatın her alanında ciddi bir şekilde beni afallatıyor. Üzülüyorum bazen.

Son kitap siparişimde okumadığım yeni yazarların kitaplarına öncelik verdim. Fakat çok sevdiğim Gülriz Sururi'nin son anı kitabını da almadan edemedim. Siparişler gelincede bir çırpıda Zefiros'u okumam kaçınılmaz oldu. Öylesine dolu bir hayatı okurken ruhunuzda bir o kadar doyuyor ki elinizde olmadan onun büyüsüne kapılıyorsunuz. Dolayısıyla benimde bir kaç gün elim diğer kitaba gitmedi. Kitaba başladım ama kafam halen diğer yazarda olduğundan hakkını veremediğimi fark edip okumaya ara verdim. Okumaya ara verdiğim kitapsa herkesin yere göğe koyamadığı bir yazarın altı serilik roman dizisinin ilk kitabı. (Topa tutulmak korkusundan burada yazarın adını yazmıyorum!) Bestseller olmuş, dünyanın her yerinde basılmış lakin nedense beni ilk sayfalarından itibaren bir türlü yakalayamıyor.
Hay Allah! Ne yapalım doğru zaman olmadığına kanaat getirip kaderime boyun eğdim.
Tıpkı farklı bir suşiyi tatmadan evvel damağımızı yeni tada hazırlamak için zencefil turşusu yemek misali, bende böyle durumlarda yazarın hakkını verebilmek adına  araya sevdiğim bir yazarın daha naif bir kitabını öne sürerim. Bu durumda benim zencefil turşum Oliver Sack'ın Oaxaca Günlüğü oluyor.

Birde baş ağrılarım biraz hafiflese de bende gözlerim jöle gibi akacak korkusu olmadan daha da çok okuyabilsem.

5 Eylül 2018 Çarşamba

Migren

Bu ay bana bitmeyen migren getirdi. Uzun zamandır baş ağrısı çekmiyordum ama son bir hafta sağ olsun baş ağrılarımı geri getirdi.

Migren tamamen farklı bir durum aslında. O orada hep var ama o canavarı uyandıracak şeyler olmadıkça uslu uslu uyur. Lakin ne zaman strese girip onu kışkırtmaya başlarsam atağa geçer. Strese bağlı baş ağrısını mütamadiyen çekiyorum. Üstüne birde migren krizi eklenince tadından yenmez oluyor. Kaygı bozukluğu ve stres bana atalarımdan armağan bende bu armağana sıkı sıkı bağlıyım çok şükür!

Uzun zamandır başım ağrımıyor çünkü tatildeyim ve yaz ayları gevşek gevşek geçiyordu. Şimdi eylülle beraber okulların açılması beni acayip strese sokuyor. Okulların açılması demek, benim için hastalık demek. Ege geçen kış o kadar fazla hastalandı ki, artık sayamadım. İçtiği antibiyotiklerin sayısını bilmiyorum. Çok üzüldüğüm, yorulduğum bir kış mevsimi geçirdim. Bahar gelince bitti mi? tabi ki bitmedi. Bu seferde ilk defa alerji oldu. Kolları yüzü boynu o kadar feci oldu ki, acımadan bakamıyordum. Oda geçti ama büyüdükçe türlü türlü hastalık halleri beni çok üzüyor. Bebekken yaşamadığımız sıkıntıları, okul hayatıyla beraber yaşıyor oluşumuz bende sonbahar endişesi yaratmaya başladı. Oysa ne çok severim sonbaharı ama geçen yıldan sonra gerginlikten keyfini süremez oldum.

İşte bu ruh durumu bana ister istemez baş ağrısı olarak geri dönüyor. Arada migrene dönüyor olmadı farklı şekillerde geliyor ama bir şekilde bu baş omuzlarımın üstünde durdukça ağrımaya devam edecek gibi görünüyor.

4 Eylül 2018 Salı

Gerginimsi

Sabah kalktım ve ütülü gömleği olmayan beyime karşı asli görevimi yerine getirip bir adet gömlek ütüledim. Günüm neşeyle başladı! 

Balkonu yıkayıp, çiçekleri suladım. Gidip ılık bir duş aldım ve bu ay itibariyle duştan sonra yüzüme nemlendirici sürmeye başladım. Yüzümde bir şey olması beni memnun etmiyor ama denemeye karar verdim. Alışabilirim belki kim bilir? 

Bugün yine okula gitmem gerekli. Dün kurul toplantısı yüzünden gidemedik ama bugün okula giderek, ivedilikle Okul Aile Birliği görevimi yerine getirebilirim. Arkadaş hatırına girdiğim bu bataktan kurtulamıyorum. Yakuza'nın eline düşmüş gibiyim. Bu sene nelerle uğraşmam gerekecek bakalım.

Geçen sene okul işleri yüzünden yarım kalan ebru kursuna, bu sene yine kayıt olup şartları zorlamayı düşünüyorum. Sevdiğim şeyleri yapamamanın ezikliği boynumu bükmeye başladı. Bu eylül zinciri kırabilecek miyim acaba?

Pazar günü verdiğim kitap siparişimden halen ses yok. Gerginim. Sipariş beklemek ne kadar ömür tüketici bir şey. 

Akşam menüsünü biliyorum: Tavuk sote, kremalı mantar, pilav ve süzme yoğurt eşliğinde kavrulmuş kırmızı pancar yaprakları. 
Şefin tavsiyesi : Yanında doğum gününüzden kalan yarım şişe beyaz şarap ne kadarda iyi gider.

3 Eylül 2018 Pazartesi

Yeni Hafta

Bazı şeyleri çok büyütmemek gerek. Sessiz sedasız, pastasız bir doğum gününün ardından yeni bir güne başladım. Öyle bir gün işte...

Bugün Ege'nin okulunda gönüllü olarak çalışmam gerekli. 11:00/14:00 arası okuldayım. Buda bana tamamen ölü bir gün sunuyor. Bu durumda akşam yemeğini hazırlar belki bir posta çamaşır yıkayabilirim. Zira kendime de zaman ayırmam gerekli. Okumam gereken kitaplarım, izlemem gereken animeler var. Oysa evde yapılması gereken bir sürü ıvır zıvır iş var. Ev işi diye bir şey icat etmişler ve ne işe yaradığı belli değil. Yaşlandığımda, kedili ve istifçi bir teyze olmayı hayal ediyorum. 

Geçen hafta, sabahları kalkınca limonlu su içme rutinini uygulamak istedim ama bu planın bana geri dönüşü muhteşem oldu. Zaten hep yerlerde olan tansiyonum iyice diplere inince üç gün leyla gibi gezdim. Üstüne birde reflü problemi başladı. Birden hamilelik günlerimi hatırladım ve iyi ki hamile değilim diye içimi mutluluk kapladı. Hamileliğimin ilk 5 ayından nefret ediyorum. Buraya yazdıklarımı okuduğumda ne kadar yumuşatarak yazdığımı fark ettim. Buraya yazdıklarım yaşadığımın üçte biri bile değildi. O yazılara bile hamilelik hormonları bunlar sen abartıyorsun diyorlardı. Toplumca empati yoksunuyuz. Herkes hamile kalıyor, bizde yaşadık ne kadarda abarttı diyorlardı. 
Herhalde; "biliyorum abarttım, kusura bakmayın, yaşadığım şeyi siz benden daha iyi biliyorsunuzdur elbette" demem gerekliydi. Bir şeyi yaşamadan, fikir sahibi olmadan, o kişi hakkında fikir üretmeye bayılıyoruz. Şimdi instagram böylesi insanlardan geçilmiyor. Herkese, her şeye yorum yapabilen bir güruh var. İstisnasız her şeye bir cevabı olanlar var. 
Benim kendi sorunlarıma bile cevabım yokken, başkalarına cevap yetiştirebilmem ancak bir hayal olabilir. 

Bugünün en önemli sorusunun cevabını halen bilmiyorum mesela. Akşam yemeğine ne pişirsem?



2 Eylül 2018 Pazar

40 Olmanın Dayanılmaz Hafifliği

Bloga dönme çabalarında bugün: Doğum günü bahanesi!

Bir gerekçe olmadan dönülemez mi? elbette olabilir ama burada kendime motivasyon vermeye çabalıyorum. Belki her gün bloga yazı girsem, bu hevesle her sabah kalktığımda ilk iş bir bardak su içerim veya her gün 10.000 adım atarım gibi düşüncelere dalıyor, yazı yazmanın hayatıma domino etkisi getireceğini umuyorum. Gel gelelim hayaller ve gerçekler diye bir durumda yok değil. Bakalım göreceğiz.

Bugünün anlam ve önemine dönecek olursak, artık 40 yaşımı doldurmuş olmanın ağırlığıyla inim inim inliyorum. Bir takım çocuksu hayallerin artık gerçekleşmeyeceğine hayıflansam da, salak salak neden olmasın diye düşünmeden de geri duramıyorum. Deli gibi KPOP dinliyor, bütün animeleri takip ediyorum. Daha az uyuyor, daha az kendimi düşünüyorum.
Hayatımın şu aşamasında varım yoğum EGE. Biraz kendimi öne koymak istesem de mümkün değil, kalp atış hızım, yemek yeme sebebim, bazen nefes alma gerekçem bile Ege oluyor. Bu zinciri kırabilmek istiyorum fakat Ege büyüdükçe ondan kopmak yerine ona daha sıkı sarılıyorum. Bu hastalıklı ruh hali beni çok yıpratıyor. Bir çıkış yolu bulabilmeyi istiyorum.

Yeni yaşımla beraber, aralık ayında teyze oluyorum.
Çok naif bir ve sevgi dolu bir kelime:"Teyze"
Heyecanlıyım.

Başka başka şeylerde oluyor. Güzel şeyler, kötü şeyler ve başka bir sürü ruh halleri. Hayat su gibi akıp gidiyor geriye de bir avuç tozdan başka bir şey kalmıyor. Ailemin her bir üyesinin aldığı her güzel nefes için Gök Tanrı'ya şükrediyor, yeni yaşımda da devamını diliyorum. Başkada bir derdim yok zaten.