31 Aralık 2009 Perşembe

Son Gün

Bugün tatildi ama bunu hak etmek için geçen cumartesi tüm gün deli gibi çalışmıştık. Dün gece başıma korkunç bir ağrı saplandı. Ne zamandır migrenim tutmuyor derken, iti an çomağı hazırla durumu oldu. Vicks'in bir zararı var mı bilmiyorum? ben alnıma şakaklarıma sürüp eski usul gözümü alnımı tülbentle sarıp kafayı vurup yattım. İlaç zaten alamıyorum :( eskiden olsa çakardım iki novalgin sen sağ ben selamet :)

Neyse, sabah kalktığımda bile ağrım geçmemişti. Memo işe gitti, bende kalkıp bilgisayarın önünde takıldım biraz. Sonra Banu aradı, işten çıkıyormuş Taksim'e geçecekmiş. Sebepse, Burcu'ya Leydi Gaga'nın yeni çıkan ikili Cd sini almak. Yeni yıl hediyesi işte. Bende geliyim dedim çünkü evde durmak beni feci şekilde hasta ediyor.
Hemen duşa girdim ve girmeden evvel kaç kiloyum diye baktım moralim bozuldu. 45,5 olmuşum. Yani resmen Victoria Secret melekleriyle yarışacak durumdayım. Kaburgalarım sayılıyor, dümdüz bir karnım var ve o üst bölgedeki çıkıntılarsa taş gibi :) onlar habire şişiyor. Tam plajlık bir vücudum oldu ama ne yazık ki artık çok geç. Banu'yla 12:00 gibi Kanyon'da buluştuk. Ben oraya gelene kadar ki, taş çatlasa yürüyerek 10 dk. sürer, çok yoruldum. Tipim zaten Tim Burton'ın Ölü Gelin filmindeki tip gibi olduğundan, bem beyaz bir suratla kendimi Sturbucks'a attım. Limonlu kekten tırtıkladım, biraz oturduk kendime geldim. Oradan ver elini Taksim. Hediyeyi aldık ve Cevahir'e geçtik. Oradanda alacakları vardı, bende Memo'ya bir gömlek aldım tekrar Kanyon'a döndük. Kredi kartında kalan chip paraları harcamak için Mother Care'den içeri girdik. Çorap ve emzik alıp çıktık :) Banu birde gidip takıcıdan saç bandı aldı. Kırmızı donlara baktık filan.

Sonra Mesut'u beklemek için banklara oturduk ve geleni geçeni çekiştirdik. Ona buna çamur attık, tam devleti kurtarıyoruk ki, Mesut geldi ve Banu'da Çekmeköy'e doğru yola çıktı. Bende son bir gayret eve geldim.

Banu'nun işi çok. Öyle böyle değil, daha hindi pişirecek kendisi. Ah benim sevgili ağustos böceğim, tüm gün gezdik. Hindi tavuk gibi kolayda pişmez, bakalım neler olacak?
Üstelik yemeği yedikten sonra geç vakit bize gelecekler. Yemek yiyemediğimden koku vesaire, ben onlara gidemedim sağ olsun onlar bize gelecek.

Bir seneyi daha böyle bitirmiş olacak ve yeni senenin ilk sabahına muhtemelen ben kusarak başlayacağım ama olsun yinede yaşasın yeni yıl :)

30 Aralık 2009 Çarşamba

Kontrol

Dün doktor kontrolümüz vardı. Randevum 10:30'da olduğundan evden gitmeye karar verdim. Sabah Memo işe gidince bende 2 bölüm Şeker Kız Candy izledim. Çok iyi geldi. Yarım muz 3 tanede fındık yedim daha ne olsun. Adam olana çok bile. Hastane kapısında karşılaştık Memo'yla işlemleri halledip doktorun katına çıktık. Ultrasona girdik doğruca. Bu sefer başını vücudunu ayırt edebildik hatta kol ve bacak çıkıntıları, göbek kordonunu ve pompa gibi hareket eden kalbini gördük. Bu sefer daha inandırıcı geldi durumum. Doktorumda ellerimden tutup çektiklerinin karşılığını alıyorsun merak etme dedi. Ne güzel bir söz. Doktorumla aramda pozitif bir ilişki var umarım sonuna kadar böyle devam eder. Bebek geliştikçe bulantılar azalacak dedi. Tartıldım biraz daha azalmış yekünüm. Tansiyonum 8/5. Böyleyim işte.

Bebeğin boyu tamı tamına 3,25 cm. 10 haftalık ve haftasında olması gerektiği gibi. İyiymiş yani, inşallah öylede devam eder.
Bizden istediğin bir şey var mı? dedi doktorum mide bulantısı için verdiğiniz ilacı yazın lütfen dedim. Ama devam etmek istemiyorum bir yandan, illaki içimde bir ilaç korkusu var. Doktor verse bile.
Neyse, bir dahaki kontrol 14 Ocak. İkili test zamanım yani. Umarım her şey güzel gider.

Dün doktor çıkışı ofise döndüm. Patronuma bebeğin ultrason çıktısını gösterdim. Erkek bu bence dedi. Mühendis yapacakmış onu. Bir eve bir tane mekanikçi yeter bence. Bana doğumdan sonra kaç sene gelmeyeceksin diye takılıyor ona göre önlem alacakmış velakin ben evden idare ederim ofisi dedim. Yıllarca işe gitmemek olur mu? Bakalım görücez bunların hepsini yaşamadan bilemem. Uzaktan atıp tutmak basitmiş.

Dün gece tamda akşam yediğim sekiz adet fındığı ve bir adet elmayı itina ile kusmuş, sürünerek yatağa giderken, ultrason resmindeki koca kafasına küçük bir buse kondurdum. Kerata seni. Sen dişlisin de, ben değil miyim? Kolay pes etmem, inat dersen dibine kadar hadi bakalım.

25 Aralık 2009 Cuma

Güzel Cuma.

Sabaha kötü başladım. Klasik öğürtüler ve bu çile ne zaman bitecek edebiyatıyla başladı. Giyindim Memo'yla beraber evden çıktık. Taksiyle işe geldim. Ofistekilerle sabah gevezeliği ve işleri toparlama dürtüsüyle masa başına gömülmece. Öğle tatilinde saçlarımı kestirmeye karar verdim. Hadi bakalım. Yeni bir hırka aldım kendime uzun belden kuşakla bağlamalı ve her şey gibi bu hırkamda gri. Yani Koyu gri. Ofistekiler çok kızıyor bana gri alıyorum diye ama en sevdiğim renkler siyah, gri, beyaz, lacivert, kahverengi. Dolapta pembe bir şey bulmak zor ama geçen sene aldığım 2 pembe tişört var şimdi hatırladım.
Bebek için hırka yelek örelim ne renk olsun diye soruyorlar, ben hemen atlıyorum gri ve lacivert beyaz. Siyahta olur. Adams ailesinin bebeği gibi.

Geçen gün mothercare girdim. Eskiden canım sıkılsa bu mağazaya girip indirimleri takip ederdim. Deliyim doğru. Şimdi ise girmek istemiyorum nedense. Belki bir şeyler almaktan korkuyorumdur. Yani bebeğe bir şey almak için çok erken daha 3 ay bile bitmedi. Bundan çekiniyorum galiba. Neyse işte geçen gün Kanyon'dan geçerken girdim içeri. Beyaz tulumlara yeni doğan setlerine filan baktım. Pijamalara dokundum. Gözüm arkamda çıktım sonra. Erken daha alamam şimdi dedim. Annemde yeni yıl hediyesi almak istiyormuş bebeğe. Banu'da bari ablamın yiyeceği bir şey alalım, dolaylı yoldan bebek istifade etsin dedi. Benim boğazımdan geçenler o kadar sınırlı ki ve ben onları yemekten o kadar usandım ki, yeni yılda böyle bir hediyeyi bende bebekte istemeyiz. Başka alternatiflere açığız ama.

Salı günü doktor kontrolüm var. Bakalım neler olucak. Bebeğin gelişimi ne alemde?,
Geçenki kontrolden beri 1 kilo daha verdim. Acaba kusmalarım için verdiği ilaca devam edecek miyim? İdrar tahlilim yine berbat çıktığından serum mu takıcak? Görücez.

Gelelim Mim konusuna.

Sevgili Beste, yeni yıl beklentilerimi sormuş.

Bu senenin son aylarını malum biraz şaşkın, biraz depresif geçiriyorum. Yeni yılda ne beklediğimi bile düşünmemiştim. Depresyona yatkın bir bünye için şaşılası bir sonuç değildi gerçi.

Neyse, şapkayı önümüze alıp düşünelim bakalım.

Bir kere 2009 benim için çok iyi geçti. Evimizde istediğimiz tadilatları yapabildik sonra harika bir tatile çıktım. Banum evlendi. Bu sene bitmeden içimde bir başka kalbin atışlarını duydum. Çok güzel kitaplar okudum. Güzel yemekler yedim. Memo'yla bir sürü güzel anımız oldu. Votka limonlu akşamlarımız bol gevezelikle geçti yani her şey iyi, her şey güzeldi.

2010 için beklediklerimse, elbette iyi ve sağlıklı bir hamilelik.

Artık iştahla yemek, yemek, yemek, yemek, yemek, yemek, yemek, yemek, ye...

Bebeğimin içimde sağlıkla büyümesi ve beni üzmeden yormadan kolaylıkla normal bir biçimde doğması.


Sonra, doğum ertesi depresyona girmemek en büyük dileğim. Çünkü gerçekten depresyona yatkın ve bu yönde ilaç kullanmış biriyim. Hamileliğimin bu ilk aylarıda, beni ruhen çok zorladı ve aynı sıkıntıları doğum sonrası yaşamak ve bunu yaşarken çevremdeki insanları kırmak en büyük korkum.

Birde eğer böyle olursa, Memo yanımda olsun istiyorum. Beni daha çok sevsin, daha çok anlasın, daha tolere edici olsun. En büyük beklentim bu galiba.

Sonra elbetteki bebeğimle güzel bir sonbahar yaşamak ve beraber yürüyüşlere çıkmak, kahve molaları vermek, kitapçıları gezmek istiyorum.

Ah! birde bebeğim beni çok ama çok sevsin istiyorum.

Bebekli hayata alışmamız kolay olsun ve hem maddi, hem manevi yüklere hazırlıklı olabilelim istiyorum.

Birde içimize sinen ideal arabayı alabilmeyi istiyorum. Mümkünse yeni yılın ilk aylarında.

Sağlık ve huzur diliyorum ki en önemlisi huzurlu bir ev, sağlıklı bir bünye .Diğer her şey bir şekilde temin edilir.

Tabi parada mühim. Ben hep bereketli para isterim. Çok değil. Para bereketli olsun yeter. Patronum zam yaparsa gerçekten yeni yıl mucizesi derdim mesela.

Kimsenin hakkı bana geçmesin, kimsede de hakkım kalmasın.

Kalp kırıklıklarımı düşünmeden, maziyi anmadan, O da burada olsaydı demeden, hayırla huzurla bir yıla başlayıp bitirmek istiyorum.

* Kulaklıktan gelen ses, Noir Desir / Un Homme Presse

23 Aralık 2009 Çarşamba

Koza



Masamda bir fincan sade kahve. Tam sıcaklığında ve kıvamında. Kulaklıkta güzel bir müzik ve öğle tatilinde yapılacaklarla oyalanmak ne şahane.
Yeni bir kitap almalı, o kitabı çok sevmeli ve kapağın içine, senenin son kitabıydı diye not düşülmeli. Yeni bir moleskine almalı ve yeni notlar düşülmeli. Yeni sene, yeni umutlar. Yeni hedefler konmalı vs. vs.

Şimdilik üst paragrafın coşkusuna eremedim. Yeni yıl ruhum uzaklara yolculuğa çıkmış gibi. Üstelik bana kart bile atmadı. Kendi dünyamın içinde gönüllü bir esaretle prangalanmış gibiyim. Dış dünyaya çıkmak istemiyorum. Kendi yarattığım hastalıklı dünyamda gayet iyiyim. Saçlarımı filan kesmeliyim diye arada atak yapmaya çalışsamda, ı ıhh olmuyor çıkamıyorum. Bu akşam tırnaklarıma kırmızı oje sürücem işte diye söyleniyorum tüm gün ama sonuç fiyasko.

Kozasında uyuyan bir tırtıl gibiyim. Büyük bir değişim geçirecekmiş gibiyim. Kelebeğe dönüşebilecek miyim? Kim bilir?

22 Aralık 2009 Salı

Madonna/Celebration



Bu şarkıyı dinliyorum ama sürekli ve sürekli. Kendimi iyi hissettiriyor. Beni iyi hissettiren her şeye açığım. Başımın üstünde yeri var. İçimde dans etme arzusu oturduğum yerde masa başında dingildek bir ritim tutturmuşum. Neyi bekliyorsun diyor ya Madonna, işte öyle dediği anda bağıra çağıra şarkıya eşlik etmek istiyorum. Bir anda ofis bir klip sahnesine dönsün istiyorum. Ortada bir disco topu ne şahane olurdu.

Müzik iyidir güzeldir. Mide bulantısını bile unutturur. Az önce yenen yarım muz midede kalsın diye beyin itina ile oyalanır. Aman sakın kusma komutu verme, kıllandırma şimdi mideyi denir.

Haydi beyin efendi oturmaya mı geldik? eller havaya.