19 Kasım 2009 Perşembe

His



İçimde bugün güzel bir şeyler olacakmış gibi bir his var.

Birşey olacak biliyorum.

17 Kasım 2009 Salı

Dertler Derya


Özel sağlık sigortamı bu ay yenilemem gerek ama kafam çok karışık. Yani aile planlaması kısmını artırmalı mıyım bilemiyorum. Ortada hamilelik gibi bir durumum yok ve aile planlaması kısmına boşuna yatırım yapıyormuş gibi hissediyorum. Şu an aile planlaması için öngörülen 1,500 TL lik pakete sahibim bu ay yenilediğimde bu kısmı artırmak istersem diye alternatifler göndermiş sigortacım ama bilemiyorum.
Evet hamile kalmaya çabalıyorum ve zaten sinirim gerçekten bu konuda tepemde. Birde sigortanın yenilenme tarihi geldi hepten kafam karıştı.

Duyan yıllardır çabalıyorum sanacak ama bu üçüncü ay ve ufukta kara görünmüyor hala. Kendime koyduğum limit altı ay. Sonrasında kalkıp doktora çocuğumuz olmuyor bizim demeye hazırlanıyorum. Bebeğin keyfini bekleyemem ki. İşim gücüm planım programım var benim canım. Geliyorsan gel. Seni sevicez, güzel bakıp büyütücez dedim daha ne söyliyim. Gel işte ne var sanki.
Elalemin çocukları çoktan doğdu kreşe başladı, sen halen düşünüyorsun. Ana rahmine düşsem mi?, düşmesem mi? yoksa biraz daha krize soksam mı şunları?

Bak tepemin tası atıyor demedi deme! Aleyhine çalışıyorsun benden söylemesi. Şimdiden odadan çıkmama cezası alıyorsun ona göre. Biraz daha zorlarsan Tv de yasak. O çikolatada yemekten sonra yenecek işte o kadar!

16 Kasım 2009 Pazartesi

Hafta sonu benim için, havada patlayan havai fişekler gibi olmuştur. Kısa ama güzel.

Bu sabah hava çok kapalı. Tam bir kış sabahı sanki. Üstüme uzun hırkamı aldım, ayağıma o lastiksiz rahat çorapları giydim, aldım fincanımı elime balkon camından uzun uzun baktım. Birazdan evden çıkmam gerek. İş güç ve pazartesinin ekstra getirdiği o boğucu havayla yüzleşmem gerek.

Şu an, yorganın altına geri dönüp saklanmak istiyorum. Pazartesi beni bulamasa keşke. Salı olana kadar yorganın altında kalsam ve sonra sevimli bir salı sabahına gözlerimi açsam çok şahane olurdu.

Ama benden beter durumda olanlar var. Misal ilkokul öğrencileri. Sabah mahmurluğu içinde o ulvi göreve hazırlanma telaşı. Karında bir ağrı ve süt içmiycem isyanları. Hastayım galiba mızırdanmaları eşliğinde kapı dışarı edilip, kös kös okul yoluna düşülmesi ne trajiktir. Ondan daha trajik durumda olanlarsa, kreşe bırakılan okul öncesi garibanlardır. Kreş ve anaokulu sorunsalı.

En çok onlara üzülüyorum. Evin ve yatağın sıcaklığından çekilip, aynı kaderi paylaşan diğer kürek mahkumlarıyla bir binada aktive içine girme mecburiyetleri yok mu? Böyle düşününce, kendi durumum cennette rahat bir köşe gibi kalıyor.

İçim dışarısı kadar kapalı işte. Bir anaokulu çocuğu gibi mahsun ve aksiyim şimdi.

Neyse, pazartesiye başlamam gerek.

13 Kasım 2009 Cuma

İstiyorum

Bunu,



Bunuuuuuu,



ve en çokta bunu almayı çok istiyorum :D

Randevu

Günün olayı, Nihan'ı görünce şap diye öpmemdi. Kadıncağız geride çekilemedi. Acayip kündeye getiririm. Domuz gribi kaç yazar.
Pardon düşünemedim :)

Sabah kahvesine eşlik ettiğiniz için tekrar teşekkürler. Umarım hayal kırıklığı yaratmamışımdır. Vardır çünkü böyle bir his. Bu genelde okuduğunuz kitabın filme çekilmesinde yaşanan hayal kırıklığı gibi bir şey veya severek dinlediğiniz radyocunun hayalinizdeki yüze oturmaması gibi bir durumdur işte.
Anladınız siz onu.

* İşte şimdi megalomanlığın ötesine geçtim tam oldu.
Yazar?, film? senaryo?, radyocu?, BEN?
Gafil uykusu diye buna denir. Cahil cesareti mi demek gerek acaba?

Çok zevzeğim bugün kusura bakmayın.

12 Kasım 2009 Perşembe

Rüya


Bu gece kötü bir rüya gördüm. Çok kötü hemde.
Rüyamın tek güzel kısmı, başında kırmızı kiraz motifleri olan şapkasıyla yanımda duran, bir yaşındaki kız çocuğuydu. Benim olan bir çocuk. Ne kadar iç ısıtıcıydı.
Saçları sarı yanakları tatlı bir kırmızıydı. Kırmızı bir külotlu çorabı vardı...

Rüyada kırmızı görmek pek hayra sayılmaz zaten ve rüyanın asıl konusu hiç hayırlı değildi. Ağladım çokca :(

Uyanınca kendime gelemedim bir süre. Boğazıma bir yumru oturmuş gibiydi. Memo'ya sarıldım "Sakın ölme!" diye fısıldadım kulağına. Sonra kalkıp kahve suyu koydum.
Aklımda kırmızı çorabı ve kafasında kiraz motifleri olan şapkasıyla bana gülümseyen kızımı düşündüm.

Bugün uzun bir gün olacak belli!

10 Kasım 2009 Salı

Bir Öğlen Vakti

Ne kadar mutluyum anlatamam. Bugün de öğle yemeğimi evden getirdiğim sebze yemeğini yiyerek geçirdim. Sonrasında doğruca dışarı attım kendimi. Tek derdim vardı aklımdaki kitabı almak. Ama aksi gibi kitabın tam adını hatırlayamıyordum üstelik yazarın adınıda unutmuştum. Kitapçıya varana kadar düşündüm durdum. Kitap Kasım ayında çıkacaktı belki de daha yayınlanmamıştı. İçeri girince yeni çıkan kitapların olduğu rafa baktım. Yukarıdan aşağı doğru inerken birden karşıma Murakami çıktı.



Neredeyse ufak bir çığlık atıp yanımdaki ilk kişiyi kucaklayacaktım ki, kendimi tuttum. Ne güzel bir gündü bugün böyle. Çünkü bugün salıydı. Salı çok başkadır çok. Aklımda olan kitap yoktu ama beni mutluluktan delirten Murakami oradaydı. Rafta kitabın durduğu yerde, ulvi bir ışık hüzmesi vardı. Resmen kitap nur saçıyordu yani. Çok mesut bir biçimde ve Tanrı'ya " Beni seviyorsun, itiraf et." baskıları yaparak işe döndüm.
Dayanamayıp ilk 40 sayfayı çabucak okudum.

Bir kez daha Murakami'nin müridi olduğumu anlayıp, hiç istemeyerek kitabı kapatıp işimin başına döndüm.