Kore dizileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kore dizileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2017 Salı

Sonbaharımsı

Bugün ne kadarda güzel başladı. Trafikte olanlar bana kızabilir ama yağmur harika bir şey bence.Yağmuru benim kadar seven başka birisi olabilir mi? En çok ben seviyorum itiraz istemiyorum, lütfen!

Sonbaharı deli gibi özledim. Eylül, ekim, kasım en sevdiğim aylar. Tamam mart, nisan, mayıs da seviliyor fakat sonbahar ayları bir başka özel. Belki eylül ayı doğumlu olmamdandır bilmiyorum fakat bildiğim bir şey varsa o da, sonbahara aşık olduğum gerçeğidir.
Saçlarımı azıcık kestirmem ve tatilde semirerek aldığım 3 kiloyu vermem gerek. Kim bilir belkide eylül ayı gelmeden bu maddeleri aradan çıkarabilirim. Sonbaharla beraber tezhip kursum başlıyor ve ben bu sene minyatür derslerine de gitmeye karar verdim. Bakalım önümüzdeki aylar neler getirecek.

Kore dizileri son gaz devam ediyor ama bu aralar beni çok saran bir dizi yok. Bu yıl izlediklerim içinde Goblin beni o kadar memnun etmişti ki, şu ana kadar onu geçecek bir diziye rastlayamadım.


Beni diziye bu kadar bağlayan şey oyuncuların harikalığı kadar senaryonun da güzel olmasıydı. Fantastik dizi örneğinin karşılığını vermiş olmasıydı. Bu sebepler olmasa bile zaten kafadan sevmiştim zira Yoo Gong vardı daha ne olsundu ???


Goblin öncesinde beni sarıp sarmalayan diziyse tabi ki Moon Lovers ve Lee Joon Gi olmuştu.



Yani öyle böyle değil acayip sevmiştim diziyi. Tek sorun kadın oyuncunun daha doğrusu şarkıcı olan IU'nun oyunculuğa bulaşmaması gerçeğini bir kez daha anlamamızı sağlamasıydı. Bilemiyorum ama çok sönük bir oyunculuktu. Hele ki, Lee Joon Gi'nin yanında çok çok sönük kaldı. 




Beni etkileyen dizilerden bahsetmişken, iki diziden daha bahsetmeden olmaz. 

Bunlardan ilki, W-Two Worlds.


Bu dizi gerçekten senaryosuyla gayet başarılı bir diziydi. Oyuncuları çok tatlı zaten. Bir dizide hem oyunculuk güzel, hemde senaryo sağlamsa o dizi favori dizi olmayı hak ediyor demektir. 

Bir diğeri biraz eski dizilerden. W-Two Worlds'u izledikten sonra gözden kaçırdığımı fark ettiğim dizi 
Doctor Stranger.


Farkındayım ikisinin baş rolü de Lee Jong Suk. Bu çocuğu Pinokyo dizisiyle tanımıştım ama sonrasında denk gelememiştik. Bu sene iki dizisini birden izledim. 
Ben oyunculuğunu seviyorum. 
Sevimli bir kere  :)

Şu an izlediğim diziyi de bir daha ki yazıya havale ediyorum. Zira balkona çıkıp yağmur eşliğinde kahve içme planlarım var. 









21 Kasım 2014 Cuma

Seyir Halleri

Aylardır Kore dizisi izlemiyordum. Peki ne yapıyordum Japon dizisi izliyordum ha haaa :P Evet bir iki Japon dizisi izledim ama asıl mesaiyi animeye harcamakla meşguldüm.
Açıkçası çok güzel animeler izledim. Uzun seriler yerine kısa olanları aradan çıkardım. Bleach 366 bölümdü ve daha fazla bölümü olan anime serileri de mevcut ama ben bulaşmak istemiyorum. Geçen sene Bleach izlerken gerçek dünyayla bağımı kopardığım zamanlar olmadı değil!

Neyse, işte efendim o kadar animenin arasına bir Kore dizisi sığdırdım. It's Okay That's Love 
İlk 10 bölümü ite kaka ha gayret diyerek izledim. Hatta 6. bölümden sonra biraz ara vermişim sonradan Lağğn! diziyi unuttum hangi ara animeye döndüm dediğim zamanlar oldu. Fakat son 6 bölümü beni çok memnun etti. Aslında dizi genelinde memnun ediciydi fakat ben anime izlemekten beyin devrelerimi yaktığım için, dizide anime ruhu arayıp bulamayınca ağır bulmuşum galiba. Fakat yinede ziyan etmeden izledim.

Tavsiye ederim. Atraksiyonu olan bir dizi değil. Ağır romantizm bekliyorsanız oda yok ama çok güzel oyuncular var. Zaten diziyi izlememe neden olan konusundan ziyade oyunculardı.



Erkek başrol oyuncumuz olan Jo In Sung kardeşimizi,  Ayazda Bir Çiçek filminde izleyip bağrımıza basmıştık. İzlemenizi tavsiye ederim. Sinema filmlerinden takip ettiğim arkadaşımızın geçen sene oynadığı diziyi de izlemiştim.  That Winter The Wind Blows. Drama, romantizm Allah ne verdiyse yağdırmışlardı.


Kadın başrol oyuncusu ise Gong Hyo Jin. Kendisini ilk olarak Pasta dizisinde izlemiştim ve akılda kalan bir oyuncu olacağını anlamıştım. (Benim için) Son izlediğim dizisi ise Master Sun idi.


Bu ay izlediğim dizisiyle kendisini bir kere daha seyretme şansına erdim. Bu diziden öncede Boomerang Family filminde izlemiştim şimdi aklıma geldi. Bu kızı pek beğeniyorum.

 Ayrıca blog için fotoğraf ararken Türkiye gezisi yaptığını öğrendim. Yanlış anlamadıysam geçen sene mart ayında Marie Claire  çekimleri için gelmiş. Vay be!






İşte efendim ne diyordum, 16 bölümlük bir Kore dizisi arayanlara tavsiye edilir. 









6 Mart 2013 Çarşamba

Şundan Bundan

Dünden bu yana pek heyecanlıyım. Sebebi ekşi maya yapmaya karar vermem! 7 günlük bir süreç olduğundan acaba tutacak mı? diye pek meraktayım. 7 günün sonunda ekmek yapılacak ve hevesle tadılacak. Hayatıma renk getirme çabalarım gördüğünüz gibi son sürat devam etmekte :)
Aslında, ekmek yemekten vazgeçemeyeceğim için bari düzgün ve doğru ekmek yiyelim diyerek bu işe giriştim. Önümü kesecek bir şey (misal, MEMO'nun beyaz ekmek aşkı!) olmazsa inşallah dışarıdan ekmek filan almayı düşünmüyorum. Birde balkona ufak bir taş fırın yapabilsem ne şahane olurdu :)

Diğer yandan 20 bölümlük Sungkyunkwan Scandal isimli dizimi bitirdim.



Çok keyifli ve güzel bir diziydi. Pek memnun kaldım. Bilhassa bu arkadaşın sahneleri beni ziyadesiyle memnun etti :)



Yoo Ah In, canım kardeşim sen ne ayaksın?


Bir insan evladının böylesi dudakları olması insanlık suçu değilde nedir?
Ahh Ah!

Neyse, ne diyordum? Dizi bitti bende huzura erdim. Gelsin yeni dizi ;) Aklımda bir iki şey var ama dur bakalım önceliği hangisi kazanacak.

Bu arada Turgenyev okuyor ve beynimin Kore dizilerinden kurtarabildiğim kısmını Rus edebiyatıyla meşgul ediyorum. Bu diziler benden fazlasıyla gri hücre çaldı. Dönülmez bir yola girdim çıkamıyorum :) Arada Turgenyev gelip beni silkeliyor. Sağolsun.
Bu hafta okuduğum kitabı Asilzade Yuvasıydı.

Daha önce Babalar ve Oğullar isimli kitabını okumuştum. Asilzade Yuvasını da almış fakat başlayamamıştım. Araya başka kitaplar girmişti. Okunmadan kitaplıkta bekletilen kitaplardan hiç hoşlanmadığımdan, hemen okumam gerekli diye düşündüm. Ayrıca Asilzade Yuvası, 1969 yılında Rus yönetmen Konçalovski tarafından filme çekilmiş. Bende pek merak ettim acaba benim kitabı okurken kafamda kurduğum mekanlarla, yönetmenin yarattığı eser uyuyor mu?
Bulabilirsem bu filmi izlemeyi çok isterim.

İşte bende durumlar böyle.
Ha! sahi, bu hafta Memo seyahatte olduğundan kendisi evde değil. Şimdi blogu okursa, insan Memo'da yok, çok özledik filan diye eşinden dem vurmaz mı? diye nazlanır. O sebepten es geçmeyelim :P

Memo seni pek özledik. Tez vakitte kavuşmak dileğiyle cancağızım.
Nasıl? Rus edebiyatının etkileri hissediliyor değil mi? :D



26 Şubat 2013 Salı

Yirmi Gün

Evet yazmayalı tam 20 gün olmuş. Peki bu yirmi gün boyunca neler oldu?

Mesela Ege hastalandı. Bu kış 2.kez antibiyotik içti. Onu geçtim ilk defa ateşi 39.8 oldu. İki hafta önceki pazar gecesi yatırırken bana anlı biraz sıcak gelmişti. Ateşini ölçünce 37.8 olduğunu gördüm. Ateş düşürücü verip yatırdım. Tüm gün yatana kadar zıplayan bir çocuğun hasta olması tuhaf gelmişti. Bütün gece yokladım zaten ama sabah ezanı beni uyandırdığında bir baktım ki, elleri ayakları bütün vücudu buz gibi ama alnı yanıyor. Ateşini ölçtüm 39.8! Hemen Memoyu kaldırdım. Şurup içirdik ve ıslak havlularla kompres yaptık. 1,5 saat sonra ancak 37.5 gibi bir rakama ulaştım. Zaten biz böyle debelenirken saat 08:30 olmuştu. Hastane yoluna düştük ve doktor boğazına bakıp çok kötü halde cümlesini kurunca yıkıldık. Bu virüslerden illallah! Yaz gelsin artık.
Acilde bir iğne vurdurduk çünkü doktor bugünü daha kolay atlatır dedi bende tamam dedim. Çok ağladı ama Ege zaten doktorda hep ağladığından, bari haklı yere ağlasın dedik :) Neyse, geçti gitti.

Çiş mevzusuna gelince, tereyağından kıl çeker gibi oldu :) Artık bez yok!

Anne bak şiş
Anne bak gaka

tüm gün sıklıkla duyduğum cümleler arasında. Ege biraz dillenmeye başladı. Bütün gün Ama anne! diye başlayan tiratlarını dinliyorum. Hayığ anne, ama anne hep bir dikleşme ve baş kaldırma durumları! Şimdiden yaka silkeletiyorsa gerçekten ergen hallerini düşünemiyorum!

Bana gelince Kore dizilerine devam :P Ne yapsın bu fukaranın da tek eğlencesi bu işte!

Bugün bir film izledim ve onu buraya not düşmek istedim. Filmin ismi Masquerade. Komikti ama hüzünde vardı. Kore filmlerinin tümünde bu hüzün dalgası var zaten. Komedi filmlerinde bile en olmadık anda bir kare giriyor ve boğazınıza bir düğüm çöküyor, gözleriniz doluyor. Bu filmde de aynısı oldu ve gözyaşlarımı tutamadım. Ben öyle kolay kolay ağlayamam ama Kore filmlerinde beni ağlatan bir sahne muhakkak oluyor.



Ağlamaktan helak olduğum bir diğer filmde Le Grand Chef filmiydi. Nesine ağladın demeyin. Filmde bir yer var ki beni mahvetti. Bir mahkumun çocukluğunu anlattığı bölümde, ağaca sarılarak anne diye ağladığı sahnelerde ağlamaktan gözlerim şişti. Aklıma geldikçe ağlamaklı oldum. İzlerseniz bana hak verirsiniz :)



Geçen 20 gün boyunca izlediğim dizilerse işte bunlardı.





18 mi? 29 mu? 2005 yapımı eski bir dizi. Merak ediyordum listemde vardı o yüzden izledim. Fena değildi :)

Diğeri ise Flower Boy Next Door. Bu dizi halen Kore'de devam eden bir dizi. Sanırım bu hafta artık bitiyor. Son 2 bölüm kaldı. 15 ve 16! 15. bölüm internete düşmüş ama alt yazısı sanırım yarın eklenecek. Az bekleyip 16. bölümle beraber izleyip bitirmeyi düşünüyorum.

Sırada olan dizi ise Sungkyungwan Scandal.



Bu dizide 2010 yapımı eski bir dizi. Güzel yorumlar okudum o sebepten ne zamandır indirmek için bekliyordum. Araya başka bir şey girip aklımı çelmeden aradan çıkarsam iyi olacak. Bu işin en iyi yanı dizlerin 16, 20 veya 24 bölümden oluşması. Bu sebepten kısa sürede izleyip bitiriyorsunuz. Bazı tarihi dramalar uzun oluyor ama ben 24 bölümden fazlaysa zaten hiç bulaşmıyorum. En temizi 16 bölümde bitenler :)

İşte kısaca 20 günün özeti böyleydi.

7 Ocak 2013 Pazartesi

İlk Hafta

Evin erkekleri uyurken bende günün yorgunluğunu viski-soda ikilisiyle atıyorum. Ne yapalım kardeşim otuz beşime gelmişim viskiden aşağısını içmem. Benim Vehbi Koç'tan ne eksiğim var?

Yeni yılın ilk haftası bitti. Benim için geçen senenin son haftasının aynısıydı.
Hep aynı, hep aynı.

Bu hafta izlediğim diziyi bitirdim. Ruhum huzura erdi.
Yeni bir diziye yelken açmadan evvel yüzümü biraz eve dönmeye karar verdim. Vallahi bu hafta ister kar fırtınası gelsin, isterse gök taşı düşsün benim tül perde yıkama işine soyunmam gerek. Buna kendimi inandırmış durumdayım. Belki viskinin verdiği gazla olabilir ama yinede kendime inanıyorum. Fighting!

Bitirdiğim diziye gelince, sadece No Min-Woo aşkıyla izlediğim ve sevdiğim bir diziydi. Lakin, şu saatten sonra elimizden başka bir şey gelmediğinden, dünya ahiret kardeşim olsun dediğim şahsiyeti,
neden bütün dizi boyunca taytla ve üstünde düdük gibi bir ceketle gezdirdiklerini anlayamadım.

Anladık dizide pop idolünü oynuyor ve evet Kore'de erkek idoller bir ton makyaj yapıyor ve yakışıyor da ama el insaf yahu! Canım yiğidi bu kadar karikatürize etmenize ne gerek var? Tam anlamıyla animeden çıkmış gibiydi. Sevmedim mi? sevdim ama ne bileyim kardeşim tayta gerek yoktu bence.

Oysa daha hoş hallerini de biliyoruz yani :)





Neyse, dediğim gibi yeni bir dizi izlemeyi bu hafta kendime yasakladım. Bu haftayı No Min Woo'nun damakta bıraktığı tatla idare edebilirim sanırım :D

Yeni haftayı evimle arama bir şey sokmadan geçirmeyi düşünüyorum ama bilmem bu sözü ne kadar tutabilirim?

30 Kasım 2012 Cuma

Cuma Sohbetleri

Yağmur yağması ne güzel şey. Daha güzeli yağmurda tek başına yürüyebilmek. Ne yazık ki bunu gerçekleştirmem zor çünkü Memo perşembeden pazar gününe kadar geç saatlere kadar CeBIT Bilişim Fuarında. Bugün tek başıma dışarı çıkmak güzel olurdu. Mesela pazara gidebilirdim. Cuma günleri bizim semte pazar kuruluyor. Kış ayları başladığı zaman, cuma günü illaki her evden balık kokusu gelir. Hafif meyilli olan evimin yolunda, elleri kolları zerzevatla dolu insanları görmek hoşuma gider. Taze tere, roka ,maydanoz alırdım. Aylak aylak gezerdim sonra ıvır zıvır ürünler satan tezgahlarda oyalanırdım ama bu cuma bunu sadece hayal ederek geçiricem.

Bizim mutfakta ise bu akşam balık değil ıspanak pişiyor. Taze ev yoğurduyla servis edilecek. Ayrıca z.yağlı kereviz var. Sağlık fışkırıyor mutfağımdan :)
Bu hafta apartmanda iki kişi aşure yapıp dağıttı. Biri yemek gibiydi ama diğeri malzemesi bol ve lezzetliydi. Bende yapmaya niyetliydim ama sonra henüz aşure yapıp dağıtacak kadar ev hanımı olmadığıma kanaat ettim. Zaten bu ev hanımı olamama durumu beni biraz endişelendiriyor. Bu kadar zamanda en azından haftada iki kez temizlik yapacak kıvama gelirim diyordum ama hiç umudum yok!

Neyse, Kore dramaları ve komedileriyle günler geçe dursun bakalım. Elbet benim de aklımın başına geldiği bir yaş gelir. Kore dizileri demişken, üşenmezsem bu işe heveslenenlere, merak edenlere, yeni başlayanlara üç beş tüyo vermeyi düşünüyorum.

Kore dizileri izlemenin incelikleri yakında bu blogda!

Ne diyordum, ev hanımı olmak diyordum. Evet ev hanımı olmak zanaat ister kardeşim. Öyle herkes olamıyor muş! İşten çıktım tamam evdeyim artık demekle olmuyor. Bu işe gönüllü olmak gerek. Bende de o gönül yok malumunuz. Benim durumum biraz şu minvalde gitmekte.
Sanki ölmüşüm de iki dünya arasında kalmışım. Ne dünyaya yeryüzüne dönebiliyorum, ne gökyüzüne. Tam anlamıyla serseri bir ruh gibi! Nasıl benzetme ama? Fazla Kore dizisi izlemiş bir insan evladıyım ben mazur görün :)

Öyle işte. Yani ne iş kadınıyım, ne ev kadını. Ne olacak benim halim? En bas sesiyle ANNE! diye höyküren evladıma bir bakıyım bakalım ne demeye çalışıyormuş.

Kore şeysi yakında burada ha! Ona göre.

22 Ağustos 2012 Çarşamba

2 Temmuz 2012 Pazartesi

Rehavet

Yaz getirdiği sayısız güzellikle beni sarmalamış durumda. Günler daha uzun, hayat daha bir sakin, elim ayağım çokça sıcak ve bir mahmurluk hali her daim bünyede yer edinmiş durumda. Ege bu yaz çokça çocuk oldu. Tazmanya canavarı gibi döne döne koşuyor, takla atıyor, her şeyin üstüne çıkıp pis pis sırıtıyor ve daha bir sürü muzırlığın hızla gelmekte olduğunun sinyalini veriyor. Geçen hafta ilk kez denize girdi ve su olan her şeyi çok sevdiği gibi denizinde hastası oldu. Suyun içinde beni tutma, bırak diye babasına kızdı. Sahilden denize koşa koşa gitti yaka paça zor tuttuk :) Çok mutlu oldum. Denizi sevmesi beni o kadar mutlu etti ki anlatamam. İşte böyle Ege her haliyle tüm günümü dolduruyor, bana sıkılmayı özletiyor. O olmadan önce ne yaparmışım, nasıl gün geçermiş bilemez oldum. Birde konuşsa... Ben işte tüm gün ev ve Ege arası mekik dokuyorum. Okunacak kitap, dergi izlenecek filmler, diziler yanıma kar kalan şeyler. Gidemediğim sinema filmlerini internetten aşıra maşıra izliyorum fakat benim hayatımı bu aralar oldukça dolduran ve hatta blogumu bile unutturan şey Kore dizileri ve Kore sineması oldu. Kore sinemasını ucundan kıyısından biliyordum ama şimdi koca bir okyanusu yudum yudum içmeye çalışıyor gibiyim. Diziler dersen, ruhumu besleyen yegane şey oldu. İşten çıkıp evde oturmanın getirdiği ruh bozukluğunu ve hatta sayısız ruh hastalığımı da sildi gitti. Kore romantik komedisi beni sarmalayıp nerede ne derdim varsa şifa oldu. Böyle sihirli değnek masalı anlatır gibi oldu değil mi? Bu dizileri sevmemin nedeni çok naif olmaları. Aşkı olduğu gibi anlatmaları. Durum komedileri ve insan halleri o kadar gerçek ki, insanda uzansam dokunabilecekmişim hissini veriyor. Çok seviyorum işte ne biliyim ben.